İlk Defa Deneme Fırsatı Bulduğunuz Parfümler

YILKANT

Administrator
Yönetici
Memo Oriental Leather

Soyutça çimenlerin arasında soğuk, pudralı ve temiz, anason serinliğinde güçlü bir lavanta ve tatlı kremsi minik vanilya bulutu ile oluşan aldehidik yasemin ilüzyonu, Must de Cartier Pour Homme baharatları, şerbetsi benzoin ılıklığında transparan amber akoru ya da benzeri bir şeyler. Drydown’ da, kurutulmuş melankolik samansı papatyalar ve buruk ıhlamur yaprakları.

İçine girilmesi gerçekten çok zor bir koku Oriental Leather, hatta direkt girilemiyor, çünkü erişim izni yok. Tekil olarak algılanamayan, fakat bir şekilde ben buradayım diyen; sedirsi, sandalsı, ambersi, iso e super gibi transparan ve ılık, MFK tarzı çeşit çeşit sentetik bileşenlerle örülmüş bir kale diyebilirim Oriental Leather için. Mesela aranızda mesafe varken nemli topraksı bir paçuli yayılımı mevcut; yaklaştığınızda ise bunun bir yanılgı olduğunu farkediyorsunuz ve karşınıza şekersi ılık ambersi bir gövde çıkıyor, yaklaşıyorsunuz ve o da puff.

Bazen lavanta bezeli fujer izler taşıyor, bazen de Giorgio Beverly Hills for Men, Jacques Bogart One Man Show gibi aldehit tabanlı retro maskülenlerin aldehit sarmalları içinde yüzen ardıç, muskat, kakule gibi aromatik tatlı baharatlı karakterlerinden anımsamalar yapıyor. Bazen de Must de Cartier Pour Homme gibi baharatlı bir çaya dönüşebiliyor, ya da güncel olan Robert Piguet Baghari’ deki sevmediğim aldehidik köpüksü yasemin formunda bana; yeni temizlenmiş banyo derzlerindeki birikmiş temizlik kimyasalı kokusu ambiyansı yaşatıp tiksindiredebiliyor. Ardıçtan olsa gerek ki, Memo’ nun meşhur serisinin en naif üyesi Irish Leather ile arasında ufak benzerlikler de hissediliyor Oriental Leather’ ın, özellikle de barındırmadıkları derileri benziyor ama.

Anlaşılacağı üzere oldukça soyut katmanlar barındıran bir üye Oriental Leather. Bu da onu koklanabilir olmasından daha çok kullanılabilir kılıyor. Hiç şüphem yok ki, kullanana anosmi yaratan katmanları çevreye bir o kadar yayılacak, bir o kadar da beğeni kazanacaktır. Bu arada tüm bunları görmezden gelerek net olarak söyleyebileceğim şey ise; Oriental Leather’ ın toplanıp güneşte kurutulmuş mayıs papatyalarının, ıhlamur yaprakları ile birlikte French Presste demlenmiş bir tür çiçek çayı olduğudur ya da bir çeşit MFK ve Memo’ nun Irish Leather ortak yapımı olduğu. @YILKANT Yılmaz Abiye de çok teşekkür ediyorum tabii :)
Kalemine sağlık. O kokuyu bana da sağolsun @Suox Süleyman kardeşim göndermişti. Bir dekant böyle çok verimli oluyor işte. :)
 

Suox

Meşe Yosunu
Memo Oriental Leather

Soyutça çimenlerin arasında soğuk, pudralı ve temiz, anason serinliğinde güçlü bir lavanta ve tatlı kremsi minik vanilya bulutu ile oluşan aldehidik yasemin ilüzyonu, Must de Cartier Pour Homme baharatları, şerbetsi benzoin ılıklığında transparan amber akoru ya da benzeri bir şeyler. Drydown’ da, kurutulmuş melankolik samansı papatyalar ve buruk ıhlamur yaprakları.

İçine girilmesi gerçekten çok zor bir koku Oriental Leather, hatta direkt girilemiyor, çünkü erişim izni yok. Tekil olarak algılanamayan, fakat bir şekilde ben buradayım diyen; sedirsi, sandalsı, ambersi, iso e super gibi transparan ve ılık, MFK tarzı çeşit çeşit sentetik bileşenlerle örülmüş bir kale diyebilirim Oriental Leather için. Mesela aranızda mesafe varken nemli topraksı bir paçuli yayılımı mevcut; yaklaştığınızda ise bunun bir yanılgı olduğunu farkediyorsunuz ve karşınıza şekersi ılık ambersi bir gövde çıkıyor, yaklaşıyorsunuz ve o da puff.

Bazen lavanta bezeli fujer izler taşıyor, bazen de Giorgio Beverly Hills for Men, Jacques Bogart One Man Show gibi aldehit tabanlı retro maskülenlerin aldehit sarmalları içinde yüzen ardıç, muskat, kakule gibi aromatik tatlı baharatlı karakterlerinden anımsamalar yapıyor. Bazen de Must de Cartier Pour Homme gibi baharatlı bir çaya dönüşebiliyor, ya da güncel olan Robert Piguet Baghari’ deki sevmediğim aldehidik köpüksü yasemin formunda bana; yeni temizlenmiş banyo derzlerindeki birikmiş temizlik kimyasalı kokusu ambiyansı yaşatıp tiksindiredebiliyor. Ardıçtan olsa gerek ki, Memo’ nun meşhur serisinin en naif üyesi Irish Leather ile arasında ufak benzerlikler de hissediliyor Oriental Leather’ ın, özellikle de barındırmadıkları derileri benziyor ama.

Anlaşılacağı üzere oldukça soyut katmanlar barındıran bir üye Oriental Leather. Bu da onu koklanabilir olmasından daha çok kullanılabilir kılıyor. Hiç şüphem yok ki, kullanana anosmi yaratan katmanları çevreye bir o kadar yayılacak, bir o kadar da beğeni kazanacaktır. Bu arada tüm bunları görmezden gelerek net olarak söyleyebileceğim şey ise; Oriental Leather’ ın toplanıp güneşte kurutulmuş mayıs papatyalarının, ıhlamur yaprakları ile birlikte French Presste demlenmiş bir tür çiçek çayı olduğudur ya da bir çeşit MFK ve Memo’ nun Irish Leather ortak yapımı olduğu. @YILKANT Yılmaz Abiye de çok teşekkür ediyorum tabii :)
Ellerine sağlık Gökay bey kardeşim.

Nicolai Patchouli intense denemişmiydin?

Bu koku onun daha baharatlı,biraz daha ışıltılı ve kompleks hali şeklinde yorumlamıştım ben,malzeme kalitesi de yadsınamaz.
Sardunya ön planda,paçuli ve lavanta ona eşlik ediyordu.
Ben sardunya ile çok anlaşamadığım için bir arkadaşa verdim,
Denizden babam çıksa yerim misali,Memo’dan ne çıksa denemeye çalışıyorum :)
 
Son düzenleme:
Ellerine sağlık Gökay bey kardeşim.

Nicolai Patchouli intense denemişmiydin?

Bu koku onun daha baharatlı,biraz daha ışıltılı ve kompleks hali şeklinde yorumlamıştım ben,malzeme kalitesi de yadsınamaz.
Sardunya ön planda,paçuli ve lavanta ona eşlik ediyordu.
Ben sardunya ile çok anlaşamadığım için bir arkadaşa verdim,
Denizden babam çıksa yerim misali,Memo’dan ne çıksa denemeye çalışıyorum :)
Onu maalesef henüz denemedim Süleyman Hocam. Ben de içerik olarak beğendim dediğiniz gibi, zaten %60 oranında falan oryantal fujer olduğunu da söyleyebiliriz Oriental Leather’ ın, bahsettiğiniz notlarla şekilleniyor genellikle dediğiniz gibi. Nicolai Patchouli Intense denediğimde karşılaştırma yapmaya çalışırım. İlk denediğimde net olarak Papatya Çayı kokuyordu Oriental Leather, hatta bir kafede falan denk gelirseniz, çayı içtikten sonra Press’ i kaldırın ve serverın dibine sıkıştırılmış Papatyalardan yükselen sıcak buharı koklayın, muhtemelen size Oriental Leather’ ı anımsatacaktır :) Muhtemelen içinde fazlaca coumarin gibi bileşenlerden de var ki, o fujersi, samansı buruk hissi o sağlıyor. Size de çok teşekkür ederim bu arada dekant için :)

Kalemine sağlık. O kokuyu bana da sağolsun @Suox Süleyman kardeşim göndermişti. Bir dekant böyle çok verimli oluyor işte. :)
Ahah kesinlikle :ROFLMAO: Teşekkür ederim Yılmaz Abi tekrar :)
 
EldO Putain des Palaces

Şarap, şampanya ve ruj izleri arasında; zencefil, kimyon, zerdeçal gibi oldukça kirli ve patates kabuğu kadar sert, tatsız buruk baharatlarla temellenip, oldukça kirli, endüstriyel izler taşıyan maskülen çiçek yaprakları ile bezenmiş fazlasıyla sert maskülen bir mazotlu deri akoru. Oldukça feminen, ama içinde bir o kadar da maskülen. Cronenberg’ in hastası olduğum Crash’ ını anımsatan; mekanik, şehvet, arzu ve beden bütünleşmesinin şişelenmiş hali. Tek sıkımlık hakkım olduğu için kendimi yiyorum şu an. Rien, Tom of Finland’ la falan yeterince asabım bozulmuştu zaten, hiç gerek yoktu gece gece. Neyse elinde olup da paylaşmak isteyen olursa

 
Tom Ford London

Tuzlu - Tatlı karışık tütsülenmiş baharat cümbüşü ve Castoreum’ vari misksi, dumanlı, kösele deri akoru ile başlıyor London. Baharatlardan; kirli ve kuru tensel kimyon, hafif yeşilsi sivri burukluğu ile kişniş daha ön planda, gövdede ise oldukça kuru ve ferah, hafif tatlı kabuksu kakule izleri var, fakat bunun kişniş kaynaklı mı olup olmadığını kestiremiyorum. Hatta kişniş bile kakule kaynaklı olabilir, ikisi de olmayabilir. En iyisi aklınızda tütsülenmiş genel bir baharat akoru canlanması galiba, kesinlikle bir baharat adı vereceksek; kimyon diyelim o zaman. Evet, çünkü gerçek bir kimyon bombası London. İlk birkaç denememde ilk yirmi dakikasıyla kimyon kaynaklı çok zorlamıştı beni hatta, ama tuhaftır giydikçe açılan bir koku London. İlk denemelerimdeki hayvansal kimyonlu dayak gibi açılışını artık istesem de bulamıyorum maalesef. Evet, toparlayacak olursak; tatlı, tuzlu ve tozlu, kuru, kirli, sıcak ama ferah olarak sıfatlanabilecek geniş skalalı ortadoğu esintili tütsülenmiş baharatlar ve terli misk tabanlı, dumansı kösele deri akoru olarak bahsedebiliriz açılışından.

İlk yarım saati biraz sert geçirsek de, balzamik yönü daha da güçleniyor London’ ın, hatta o genel kabul gören yumuşacık balzamik kokulardan birine dönüşüyor. Artık yeterince dinlenen tütsülü baharatları ile Serge Noire’ vari şöminelik cilalı ahşaplar (zararlıdır aslında) bütünleşiyor. Gövdede şişerek oluşan; tatlı reçineler ve laden bazlı fazlaca plastik amber akoru ile mevzu bahis baharatların kesişimi ile de London’ ın balzamik yönü oluşmuş oluyor. Buradaki yapı oldukça fenolsü, hatta kokladıysanız; sıkma (çakma) kehribar tesbihlerin buhar ya da farklı bir kaynakla ısı ile reaksiyonu durumundaki koku salınımı ile oldukça benzer ki, fenol kokusunun da bizzat kendisidir bu durum.

Evet, London; oryantal baharat cümbüşüyle, hayvansal miskli plastik ve kösele derisiyle ve tatlı balzamik yönüyle alışılagelmiş Tom Ford çizgisinin oldukça dışında bir Tom Ford, hatta benim en beğendiğim Tom Ford. Bahsettiğim balzamik profilin içinde tatlı vanilya, tütün, sandal gibi “soyutça” izler bulmuş olsam da, yazıyı sulandırmamak için bunlardan bahsetmek istememiştim. İlk yarım saati mi yoksa balzamik yönü mü derseniz; ben açılışını daha çok beğendim galiba. Uzun süre aç ve susuz kaldığınızda ağızda oluşan tat ve kokuyu, o dil ve çene etrafındaki yapışma hissini anımsatıyor, hatta plastik yönü; uzun süre tekrar tekrar doldurulup, kafaya dikerek kullanılan 1.5’ luk pet şişenin ağız kısmında oluşan misk kokusu ile de bağdaşıyor aklımda. Bu son yazdığımı umarım kimse tecrübe etmek zorunda kalmaz, ben öğrenci iken mecburi tecrübe etmiştim galiba. Bu arada London aşırı derecede ağız kurutan bir koku, her denememde en az 2 Litre falan su içtim. Deneyecek olanlar hazırlıklarını da yapsın derim. Farklı yorumlara baktığımda London’ ı Londra Metrosu ile bağdaştıranlar olmuş. Harika yakalamış bence, Londra’ da bulunmadım, fakat yaz aylarında Tramvay ve Metro ile ulaşımı fazlaca kullandım. Özellikle Ankara’ daki Batıkent - OSB Törekent metrosunu ilk yapıldığı yıllar kullandıysanız, London’ da benzer izler görmeniz de gayet mümkün.